Gece yarısı bir dağ başında, elinde dedektörü, yanında hocası, cebinde dededen kalma bir haritayla bekleyen adamın ne ruhsatı var ne izni; ama umudu tam. Çoğu ömrü boyunca tek bir buluntu bile görmeden kazıyor. Kazı kazan’ın en inatçı oyuncularıyla tanışmaya hazırsanız buyurun: Defineciler…
ELİF ZEYNEP ÖZİPEKÇİ
Define dünyasında iki ayrı takım “saha”da. İlki hayalperestler; rüyasında hazine gören, kayadaki oymaların sırrını çözdüğüne inanan, yola duayla, tılsımla çıkanlar. İkincisi teknolojik takılanlar; kepçesi, jeneratörü ve alıcısı önceden hazır olanlar. Biri “Ya gerçekten varsa?” diye kazıyor, öbürü “Kime satarım?” diye. Önce bu ikisini ayıralım.
Hürriyet’te Serkan Ocak’ın 2019’da konuştuğu Define Dergisi’nin yayın yönetmeni Hasan Çakır, ülkede 50 bin arkeolog varsa 7-8 milyon defineci de olduğunu söylemiş, rakamı sosyal medya yorumlarından tahmin ettiklerini de saklamamıştı.
Dergi de işi ciddiye alıyordu: İkinci sayıda “Cinlere Soru Sormak” yazısı, üçüncüde müzeye teslim makbuzlarıyla süslü bir “Ben de define buldum” hikâyesi vardı. Resmî rakamlar ise bu neşeli tahmin den çok daha soğukkanlı: Kültür ve Turizm Bakanlığı Kaçakçılıkla Mücadele Daire Başkanı Zeynep Boz’a göre her yıl büyük kısmı sikkelerden oluşan bir milyonun üzerinde eser yurt dışına çıkmadan yakalanıyor.
Elektronik cihazla arayan da var cinlere soran da
Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi’nden Mehmet Ali Yolcu ile Hüseyin Karakaya, Definecilik Folklorü araştırmalarında (2017) derledikleri anlatılara dayanarak hemen her yerleşimde bir defineciyle karşılaşılabileceğini yazıyor.
Aynı araştırmada derlenen anlatılara göre, Afyon’da Kale’nin altındaki hazineyi çıkarmak için toplanan hocalara “Ne görürseniz görün susun” denmiş, ama heyecana yenilip konuşmuşlar; bunun üzerine tünelin ucundan sarı tenli bir kız çıkıp evinden edilmesine sitem etmiş ve hepsini dört dağa fırlatmış. Düştükleri yerler bugün Hıdırlık, Sarıkız Tepesi, Orta Sivri ve Kel Tepe olmuş. Kazı yerinde kırmızı gözlü bir yılanla karşılaşmak da neredeyse standart; İzmir’de hazineyi bulan iki kardeşin karşısına üç başlı bir yılan çıkmış ve dilleri tutulmuş.
Yer tespiti bile ritüelin parçası: Kimi bıçak fırlatıyor, kimi boynuna muska takılı beyaz bir horozu salıp gözden kaybolduğu yeri kazıyor. Ustalar için asıl mesele ise taşa gizlenmiş şifreyi çözmek; bu, şifreyi koyan kişiyle yürütülen bir tür psikolojik savaş sayılıyor, çünkü gömen “bulamasınlar” diye tuzak kurmuş, defineci ise bulmak için her tuşa basıyor. Kuralları öğretmek için kapalı forumlar bile var; kazıda başına tuhaf iş gelenler hikâyelerini oraya yazıp yorum bekliyor. Tabii bu işin de kendince kuralları var: Kazı gece yarısından sonra yapılıyor ve mümkünse Ramazan’a denk getiriliyor (çünkü o ay “cinlerin elleri bağlıdır”). Yolda konuşmak yasak; hele “Bulduk!” diye bağırmak definenin nasibini uçuracağı için kabul edilemez bir hareket. Yanına hoca almak, kazı yerinde horoz kesmek ve buluntunun bir parçasını bereket için yerinde bırakmak da gelenekten.
Osmanlı’yı da bir şekilde inandırmışlar

Osmanlı’da da define aramak izne bağlıydı; izinli kazıya devlet görevlileri katılıyor, gizlice ya da tesadüfen define bulan yakalanırsa hapsediliyor, buluntusuna da el konuluyordu. Mart 1683’te Filibe yakınlarında bir adam, Çırpan Pınarı’nda hazine olduğunu ileri sürüp padişaha iki kez dilekçe verdi.
Üçüncüde “Belki doğrudur” denildi ve adamın gösterdiği yeri yirmi gün boyunca 500 kişi kazdı; ama zerre altın çıkmayınca defineci iki yıl kürek cezasına çarptırıldı. Tam konu kapanırken bir başkası çıkıp aynı yer için “Ben bir zamanlar şeyhimle buraya girmiştim” dedi ve “aklı başına gelsin” diye sadrazamın çadırı önünde 140 sopa vuruldu.
Tokat’ta 1698’de kazının çapı daha büyüktü. Rüyasında iki kral hazinesi gördüğünü söyleyen bir defineci yüzünden İstanbul’dan bir baltacı gönderildi ve kırk gün boyunca taşçılar ile ırgatlar dağın bir yüzünü kazdı. Hazine çıkmayınca defineci “Kapılar dağın dört yanında” dedi, dağın dört yanı kazıldı; sonra rüya bir zaviyenin bahçesindeki mezara döndü, bina yıkıldı ve su çıkana kadar kazıldı. Derken baltacı merkeze yanlış bilgi verip bir ferman daha kopardı, halka da baskı yapmaya başladı. Bunun üzerine Tokat Müftüsü’nden şeyhlere dek şehrin ileri gelenleri kazı için ortak bir dilekçe yazdı. Sonuç: Elde var sıfır. Kazı yasağı getirildi, defineci de tersane zindanında üç yıl kürek cezası aldı.
(Filibe ve Tokat’taki bu olaylar, tarihçi Erhan Afyoncu’nun 12 Kasım 2017’de Sabah gazetesinde yayımlanan “Defineciler 319 yıl önce Tokat’ta dağı delmişti” yazısından aktarıldı.)
Kanun ne diyor?
2863 sayılı Kanun’un 74. maddesine göre kültür varlığı bulmak için izinsiz kazı ya da sondaj yapana 2 yıldan 5 yıla, izinsiz define araştırana ise 3 aydan 2 yıla kadar hapis öngörülüyor. Ne var ki Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 2024 tarihli bir kararı, define araştırma suçunun oluşması için aramanın korunması gerekli kültür varlıklarında ya da sit alanlarında yapılması gerektiğini söylüyor. Yani tarlasında dedektörle gezen kişi ile sit alanını kazan kişi aynı dosyaya girmiyor.

Bunlar da güncel örnekler:
Şansın böylesi
Isparta’da dört kişi Kasım 2024’te belediye personelinin turuncu yeleğini giyip Kadir Bey Camisi’nin önünde iş makinesiyle kaldırımı kazmaya başladı. Ne var ki pastanede çay içen bir vatandaş kepçeyi görüp şüphelendi ve ihbar etti. Bir şüpheli kaçmaya çalıştı ama oradan geçen il emniyet müdür vekiline yakalandı. Şüpheliler inşaat işi yaptıklarını söyledi, ama çukurdan figürlü ve kabartmalı bir kaya çıktı. İşin ironisi de burada: Kayanın korunması için çukura kepçeyle toprak döküldü, yani kaçak kazıyı kepçeyle açtılar, devlet aynı kepçeyle kapattı. Tutuklanan beş şüpheli ilk duruşmada tahliye edildi.
Paylaşamayınca ihbar etti
Muş’ta defineciyi ortağı yakalattı. Ekim 2022’de Bulanık ilçesinde kazı yapan iki arkadaş Roma dönemine ait sikke, bilezik ve heykeller bulup İstanbul Güngören’e getirdi, ancak payda anlaşamayınca biri polise gidip arkadaşını ihbar etti. Eserler bir iş yerinin havalandırma boşluğunda poşet içinde bulundu ve ihbar edenle birlikte üç kişi gözaltına alındı.
Bambaşka bir inat seviyesi
Kimi zaman da sorun kazının kendisinden çok kazıcının inadı oluyor. Ocak 2025’te Karaman’da define aramak için mağaraya gittiği iddiasıyla evden çıkan 35 yaşındaki bir kişiden üç gündür haber alınamıyordu; jandarma onu başka bir köyde, yine define ararken buldu.
Öbür takım daha “teknolojik”
Ağustos 2026’da Konya’da jandarmanın ele geçirdiği listede yeraltı görüntüleme cihazı, alan tarama cihazları ve dedektörlerin yanında dizüstü bilgisayar, powerbank, kafa lambası ve balyoz vardı; sikkelerle birlikte mektup açacağı ile mürekkeplik bile çıktı. Sakarya Geyve’de bir şüphelinin evinde 584 sikke, 177 değerli taş ve 45 obje bulununca haberler evi “kaçak müze”ye benzetti. Çorum Alaca’da suçüstü yakalananların yanında ise jeneratör, beton kırıcı ve su tankeri vardı; kazı için iki kişiyle daha anlaştıklarını söylediler, yani işin taşeronu bile vardı.
Sinema için çok bereketli bir konu
Gömülü bir hazine, eski bir harita ve bir avuç hırslı insan, sinemanın hiç eskimeyen malzemelerinden biri. Yeşilçam bu işe 1974’te Salak Milyoner ve Köyden İndim Şehire ile girdi, define 2022’de Hazine ile kara komediye, 2024’te Hakkı ile karanlık bir dramaya döndü. Dünya sineması da onu Kutsal Hazine Avcıları gibi macera filmlerinden Çılgın Dünya gibi komedilere kadar taşıdı. Türü ne olursa olsun, haritası olan herkes bir şekilde kazmaya başlıyor, sonrası senaryonun sorunu.

Her şeyin bir bedeli var

Ne var ki bu hikâyeler hep gülümseterek bitmiyor. Haziran 2026’da Konya Meram’da define için kazıldığı düşünülen yaklaşık 10 metrelik bir kuyuda iki kişinin cansız bedeni bulundu; karbonmonoksit zehirlenmesi şüphesi üzerinde duruluyor. Temmuz 2026’da Çorum Kavacak’ta define için girilen mağarada bir kişi hayatını kaybetti.
Madalyonun öbür yüzünde ise kurallara uyanlar var. Peki tesadüfen bir sikke ya da küp bulan, işi dürüstçe yapıp müzeye götürürs
e eli boş mu dönüyor? Hayır, kanun teslim edene ikramiye öngörüyor.
Ama önce bir yükümlülük var: Kültür varlığı bulan kişi en geç üç gün içinde en yakın müze müdürlüğüne, köyde muhtara ya da mülki amire haber vermek zorunda. Bildirmeyenin cezası da altı aydan üç yıla kadar hapis. İkramiye ise buluntunun adedine değil değerine bağlı.
“İnsan âlemde hayal ettiği müddetçe yaşar” ama…
Definecilerde hayal tutkuya, hatta takıntıya dönüşüyor. Durumları kolay yoldan para kazanma hırsı ile de açıklanacak gibi değil zira epey eziyetli ve riskli bir “hobi”. Bir noktadan sonra ne arandığının önemi kalmayıp inadına yenik düşmek de sevdaya dahil. Tabii bir de işin sınıfsal boyutu var: Bu eserleri arayıp kazan insanlarla, yasa dışı yollardan tarihi bir sikkeye ya da heykele erişip koleksiyonuna katmak isteyenler asla aynı sofranın insanı değil ve hiçbiri ötekinde masum sayılmaz.
Defineci sözlüğü
- Üç harfliler: Cinler. Definenin asıl sahibi sayılırlar; dedektörün içine girip yanlış yer gösterdikleri söylenir. Cihaz mı arızalı, cin mi girmiş? Karar defineciye ait.
- Tılsım: Definenin kilidi. Çözmek hocanın işi, bedeli çoğu zaman bir horoz ya da tavuk.
- İşaret: Kayaya oyulmuş sembol. Defineci yorumuna göre çöreklenmiş yılan altında hazine, akrep tuzak, aslan kral mezarı, salyangoz su demek; merdiven ise hem umut hem çökme tehlikesi. Bilimsel karşılığı yok, bu sözlü bir gelenek.
- Rüyaya yatmak: Ayet okuyarak uyuyup rüyada define yerini sormak. “Bu define bana hayırlı mı?” diye sorulur, cevap “hayırsız” ise kazmaya gidilmez.
- Nasipsiz: Kazı tutmadıysa açıklama hazır. Cin kızmıştır, dua yanlış okunmuştur ya da defineci nasipsizdir.

