Özbekistan
Aerial view down towards the famous Kalyan Poi Kalon Complex and Poi Kalon Minaret, Poi Kalan or Po-i-Kalyan and Mir Arab Madrasah (right side) in the center of the old town of Bukhara - Buxoro - Бухорo on a sunny day. Aerial Drone Point view at Sunset. Itchan Kala, Bukhara, Khorezm Region, Uzbekistan, Central Asia.
/

Özbekistan, turkuaz kubbelerin gölgesinde: Buhara ve Semerkant

Bazı şehirlerin adını çocukluğumuzdan beri duyarız ama gerçekten var olduklarına pek inanmayız. Benim için Buhara ve Semerkant tam olarak böyleydi. Gittiğimde, Türk dünyasının bu iki kadim şehrinin hayal ettiğimden çok daha büyüleyici olduğunu gördüm. Bu sayıda sizi İpek Yolu’nun bu iki incisine götürmek istiyorum.

DR. AKIN YÜCEL
KAPAK GÖRSELİ: ISTOCK / BUHARA-POI KALON KÜLLİYESİ

Geçen bahar Türk Dünyası Plastik Cerrahi Platformu’nun düzenlediği ilk kongreye davet edilince hemen kabul ettim. Gittiğimde, Türk dünyasının bu iki kadim şehrinin hayal ettiğimden çok daha büyüleyici olduğunu gördüm. Bu sayıda sizi İpek Yolu’nun bu iki incisine götürmek istiyorum.

Ama önce kongreyle ilgili birkaç bilgi vereyim. Özgün kıyafetleri, değişik aksanları ve farklı görünümleriyle Özbekler, Kırgızlar, Tacikler, Kazaklar, Türkmenler ve Azerilerle bir arada olmak güzel bir deneyimdi. Kullandığımız dilleri karşılaştırmak, dünya olaylarını ve ülke gerçeklerini onların ağzından dinlemek, âdetlerini ve müziklerini tanımak, yemeklerini tatmak çok keyifliydi. Türkiye plastik cerrahide bölgede önemli bir deneyim birikimine sahip. Meslektaşlarımızın sunumlarında gelişmeye açık yönler olsa da öğrenmeye aç, hırslı bir genç kuşak var ve bu genç hekimler ülkemize gelip eğitim almak konusunda çok istekliler. Umarım bu toplantının ve sonrakilerin Türk dünyasının yakınlaşmasına ve bu geniş coğrafyadaki potansiyelin değerlendirilmesine katkısı olur.

Kısaca Tarih: Yolların Kesiştiği Yer

Semerkant ve Buhara, binlerce yıl boyunca Doğu ile Batı’yı birbirine bağlayan İpek Yolu’nun en önemli duraklarıydı. Çin’den gelen ipek, Hindistan’dan gelen baharat, İran’dan gelen halılar bu şehirlerin çarşılarında el değiştirdi. Ama bu şehirlerden geçen yalnızca mallar değildi; fikirler, dinler ve bilgi de bu yollardan aktı.

Semerkant’ın tarihi 2.500 yılı aşıyor. Büyük İskender’in “hayal ettiğimden de güzel” dediği rivayet edilen şehir, asıl altın çağını 14. yüzyılın sonunda Timur’un başkenti olduğunda yaşadı. Timur, fethettiği her yerden en iyi ustaları Semerkant’a getirdi ve şehri dünyanın merkezi yapmak istedi. Torunu Uluğ Bey ise kılıçtan çok kalemle anıldı: Kurduğu rasathanede yaptığı gökyüzü gözlemleriyle hazırlanan Zîc-i Sultânî, yüzyıllar boyunca dünyanın en hassas yıldız kataloglarından biri olarak kaldı.

Buhara ise 9. ve 10. yüzyıllarda Samaniler döneminde İslam dünyasının en önemli ilim merkezlerinden biri oldu. Bir hekim olarak benim için bu şehrin ayrı bir anlamı vardı: Tıbbın babalarından sayılan İbn-i Sina, Buhara yakınlarındaki Afşana köyünde doğdu ve gençliğini bu şehrin kütüphanelerinde geçirdi. Yazdığı El-Kanun fi’t-Tıb, Avrupa’da yüzyıllarca tıp eğitiminin temel kitabı olarak okutuldu. Bir meslektaşın memleketinde dolaşmak gibi bir duyguydu bu.

Bizim için bir başka önemli bağ da manevi: Hadis âlimi İmam Buhari’nin türbesi Semerkant yakınlarında, Nakşibendi tarikatına adını veren Bahaeddin Nakşibend’in türbesi ise Buhara’nın yaklaşık 12 kilometre dışında. Türkiyeli ziyaretçilerin bir kısmı bu mekânları görmek için geliyor.

Her iki şehir de tarih boyunca büyük yıkımlara tanık olmuş: Moğol istilası ve 20. yüzyıl başındaki Sovyet işgali, pek çok tarihî yapının zarar görmesine yol açmış. Yine de bugün iki şehirde de yüzlerce tarihî yapı ayakta duruyor ve her ikisi de UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor.

Semerkant’ta Görülmesi Gerekenler

  • Registan Meydanı: Semerkant’ın kalbi. Uluğ Bey, Şir-Dor ve Tilla-Kari medreseleri meydanı üç yönden çeviriyor. Şir-Dor’un cephesinde sırtında insan yüzlü güneş taşıyan aslanlar (İslam mimarisinde çok nadir görülen figürlü süslemeler); Tilla-Kari’nin altın varaklı iç mekânı ise nefes kesici. Meydanı akşam ışıklandırıldığında da mutlaka görün.

    Registan Meydanı
    Semerkant Registan Meydan
  • Gur-i Emir: Timur’un türbesi. Dilimli turkuaz kubbesi şehrin simgesi; Babürlüler aracılığıyla Tac Mahal’e ilham verdiği söyleniyor.

  • Şah-i Zinde: En sevdiğim yer. Tepe yamacına dizilmiş türbelerden oluşan, mavinin bütün tonlarıyla kaplı bir sokak; adeta yüzyılların çini ansiklopedisi.

    Shah-i-Zinda, a necropolis in Samarkand, Uzbekistan
    Şah-i Zinde
  • Bibi Hanım Camii ve Siyob Pazarı: Timur’un ihtirasını yansıtan dev caminin hemen yanındaki pazar, kuru meyveleri ve taze ekmekleriyle gündelik hayatın merkezi.

    Siyob Pazarı
    Siyob Pazarı
  • Uluğ Bey Rasathanesi: Dev sekstantın kalıntısı ve küçük müzesiyle bilim tarihine ilgi duyanlar için.

    Mirza Uluğ bey anıtı
    Mirza Uluğ bey anıtı

Buhara’da Görülmesi Gerekenler

Özbek Kültürü

Semerkant görkemiyle, Buhara samimiyetiyle etkiliyor. Tarihî merkez yürünebilir büyüklükte, adeta açık hava müzesi.

  • Poi Kalon Külliyesi: 1127’de yapılan, Cengiz Han’ın bile yıkmaya kıyamadığı rivayet edilen 47 metrelik Kalon Minaresi, yanındaki cami ve medreseyle birlikte gün batımında muhteşem.

    Poi Kalon Külliyesi
    Poi Kalon Külliyesi
  • Leb-i Havuz: Dut ağaçlarının gölgesindeki havuz ve çayhaneleriyle akşamüstü çay molasının adresi.

    Lebi-i Havuz
    Lebi-i Havuz
  • İsmail Samani Türbesi: 10. yüzyıldan kalma, tamamen tuğladan; ışık değiştikçe dokusu da değişiyor gibi.

  • Ark Kalesi ve Bolo Havuz Camii: Emirlerin kalesi şehrin tarihine iyi bir giriş; Bolo Havuz ise ince ahşap sütunlarıyla farklı bir estetik sunuyor.

  • Bahaeddin Nakşibend Türbesi: Şehrin yaklaşık 12 kilometre dışında, huzurlu bir külliye.

Mimarinin Dili

Bu iki şehirde dolaşırken bir süre sonra mimarinin kendi dilini okumaya başlıyorsunuz. Timurlu mimarisinin en belirgin özellikleri, gökyüzüyle yarışan dilimli turkuaz kubbeler ve yapının girişini vurgulayan devasa taç kapılar (piştak). Yüzeyler geometrik desenli çinilerle, kûfi ve sülüs yazılarla, mukarnaslarla kaplı. Medreseler genellikle simetrik planlı; ortada bir avlu, çevresinde öğrenci hücreleri ve dört yönde eyvanlar bulunuyor.

Taşın ve kerestenin az, kilin bol olduğu bu alüvyon ovasında ustalar tuğla ve ahşapla çalışmayı bir sanata dönüştürmüş. Samaniler döneminde asıl malzeme tuğla, asıl süsleme de tuğlanın kendisi; sonraki yüzyıllarda camilerin revaklarını taşıyan ince, oymalı sütunlar ise vahaların kavak ve karaağaçlarından.

Bu mimarinin kökleri büyük ölçüde İran-Horasan geleneğine dayanıyor; zaten bölge, tarih boyunca İran kültür dünyasının bir parçasıydı. Timur da fethettiği Tebriz, Şiraz ve İsfahan gibi şehirlerden getirdiği ustalarla bu geleneği çok daha büyük bir ölçeğe taşıdı. Ancak bu yapıları yaptıranlar çoğunlukla Türk hükümdarlardı ve ortaya çıkan eserler, Türk ve İran kültürlerinin iç içe geçtiği bir sentezin ürünü. Üstelik bu etki sonra başka yönlere de aktı: Timurlu üslubu İran’da Safevilere, Hindistan’da Babürlülere örnek oldu. Dikkatli bakınca bu mirasın Timurlulardan çok önce, Selçuklular aracılığıyla Anadolu’ya kadar uzandığını, bizim camilerimizdeki, medreselerimizdeki pek çok unsurun kökünü burada bulduğunuzu fark ediyorsunuz. Bu da yolculuğa tanıdık bir sıcaklık katıyor.

Nüfusun büyük çoğunluğu Özbek. Ancak 1924’te Sovyet sınırları çizilirken Tacik nüfusun yoğun olduğu Buhara ve Semerkant Özbekistan’da kaldı ve birçok Tacik zamanla Özbek kimliğini benimsedi. Bugün bu şehirlerde pek çok kişi evde Tacikçe (Farsçanın bir kolu), dışarıda Özbekçe konuşuyor ve iki dil arasında rahatça geçiş yapıyor. Sokakta duyduğum bazı kelimeleri Türkçeye çok yakın bulup bazılarını hiç anlamamamın sebebi de buydu. Farklı ülkelerden gelenler ise birbirleriyle genellikle Rusça anlaşıyor; Rusça, eski Sovyet coğrafyasının hâlâ ortak dili.

Çölde İki Vaha Semerkant’tan Buhara’ya kara yoluyla giderken bu toprakların sırrını anlıyorsunuz: Bir yanda ufka kadar uzanan kuru, bozkır renkli bir düzlük, bir anda ise dut ağaçları, üzüm bağları ve meyve bahçeleriyle yemyeşil bir şerit. Bu yeşilliğin kaynağı Zerefşan Nehri; adı Farsça “altın saçan” demek ve binlerce yıldır kanallarla, arklarla vahaları besliyor.

Bol güneşle bu su birleşince ortaya inanılmaz tatlı meyveler çıkıyor. Buhara kavunları o kadar ünlüymüş ki bir zamanlar kurşun kaplar içinde buzla saraylara gönderilirmiş. Kayısısı, narı, üzümü, kirazı ve cevizi ile bu bölge, çarşılardaki o bitmek bilmeyen kuru meyve tezgâhlarını da besliyor. Endüstriyel tarımın en önemli ürünleri ise pamuk ve buğday. Özbekistan, Sovyet döneminin en büyük pamuk üreticisiydi.

Bölgenin iki özel ürünü daha var:

  • Dut ve ipek: Dut ağaçları hem gölge hem ipekböceği yemi olarak her yerde; Leb-i Havuz’un etrafındaki yaşlı dutlar da bu geleneğin parçası. İpekböcekçiliği hâlâ süratle devam ediyor; ikat kumaşlarla ipek halıların hammaddesi buradan geliyor. Konigil’deki Semerkant kâğıdı da dut ağacının kabuğundan yapılıyor.

  • Karakul koyunu: Buhara çevresi, Rusya’da ve Avrupa’da “astragan” diye bilinen kıvırcık karakul kürkünün anavatanı.

Özbek Mutfağı

Özbek mutfağının kralı tartışmasız plov, yani pilav. Pirinç, havuç, et ve kuyruk yağıyla dev kazanlarda pişiriliyor ve her şehrin kendi usulü var. Semerkant pilavında malzemeler karıştırılmadan kat kat servis ediliyor. Mutlaka deneyin ama öğle yemeğinde; geleneksel olarak akşam değil öğlen yenen bir yemek.

Tandırda pişen somsa (bizim samsaya benziyor ama çok daha lezzetli), el açması erişteyle yapılan lağman, bizim mantımızın büyük kardeşi manti, kuzu şaşlık ve şurpa denemeniz gerekenler arasında. Semerkant nonu (ekmeği) ise başlı başına bir efsane; öyle ki Özbekler başka şehirlere giderken hediye olarak götürüyor. Yemeğin yanında hemen her yerde kök çay, yani yeşil çay ikram ediliyor. Tatlı olarak da kristal şeker nabat ve çeşit çeşit helva ile kuru meyveler var.

Neler Alınır?

Alışveriş Buhara’da ayrı bir keyif, çünkü eski kervansaray ve kubbeli çarşılar (toki) hâlâ çalışıyor. Benim önerilerim şunlar:

  • Suzani: Elle işlenmiş, rengârenk nakışlı örtüler. Duvara asılacak bir suzani evinize bütün bir yolculuğu taşıyor.

  • İkat kumaşlar (adras ve atlas): Kendine has bulanık desenleriyle ipek ve pamuklu kumaşlar.

  • Leylek makası: Buhara’ya özgü, leylek şeklindeki el yapımı makaslar. Hem şirin hem de pratik bir hediye.

  • Seramikler: Özellikle Gijduvan’ın toprak tonlu ve Rişton’un mavi seramikleri.

  • Minyatürler ve ipek halılar: Semerkant’ta ipek halı atölyelerini gezip üretimi yerinde görebilirsiniz.

  • Semerkant kâğıdı: Şehir dışındaki Konigil köyünde, dut ağacından yüzyıllar önceki yöntemle üretilen el yapımı kâğıt.

  • Baharat ve kuru meyve: Bavulda en az yer kaplayan ama en çok özlenen hediyeler.

Özbekistan

Birkaç Pratik Not

Semerkant ile Buhara arasını Afrosiyob hızlı treniyle yaklaşık bir buçuk saatte gidebiliyorsunuz; biletleri önceden almanızı tavsiye ederim. Gezmek için en güzel mevsimler ilkbahar ve sonbahar; yaz aylarında sıcaklık oldukça yükseliyor. Halk son derece misafirperver ve Türkçe konuşan birine karşı ayrı bir yakınlık gösteriyor; pek çok kelimeyi paylaştığımızı fark etmek insanı gülümsetiyor.

Buhara ve Semerkant’tan ayrılırken yanımda bavulumdan çok daha fazlasını getirdim: yüzyıllardır aynı gökyüzüne bakan kubbelerin rengini, bilginin ve ticaretin kesiştiği bir medeniyetin izlerini ve kendi kökümüze dair bir parça daha. Fırsatınız olursa, bu iki şehri mutlaka kendi gözlerinizle görün.

 

İlk ve orta öğretimini TED Ankara Koleji, liseyi Ankara Fen Lisesi’nde tamamladı. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Tıp Doktoru olarak mezun oldu. Uzmanlık eğitimini Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde yaptı. Bir süre ABD ve İngiltere’de çalıştı. 2008’de profesör ünvanını aldı. Plastik cerrahide özellikle meme cerrahisi, meme onarımı, yüz estetiği ve vücut şekillendirme alanlarıyla ilgilenmekte, bu alanlarda her yıl onlarca eğitimde meslektaşlarına eğitim vermekte, kurslar düzenlemektedir. Türk Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği (TPRECD) ve Estetik Plastik Cerrahi Derneği’nin (EPCD) Başkanlıklarını, Uluslararası Estetik Cerrahi Derneğinin (ISAPS) Türkiye Sekreterliğini yaptı.
Yayıncılık çalışmalarına Türkiye’de Plastik Cerrahi alanındaki tek yayın olan ve TPRECD adına yayınlanan Plasticus Yazı İşleri Müdürlüğü ile başladı. Okumakta olduğunuz Vega Dergisinin İmtiyaz Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü olarak hekimliğin yanı sıra yayıncılık alanında da çalışmalarını sürdürmektedir.

Dolce Vita'den en yeniler

Tai Chi ve Çigong

İmparatorluk bahçesinden “itilen bulutlar” plaza semalarına ulaştı. Akupunkturdan ve refleksolojiden sonra Batı’nın yeni gözdesi Tai Chi