“Yaşam bana serenat yaparken ben de bir çingene gibi etrafında dans ettim” diyen sanatçı, resimleri kadar renkli, ilginç bir hayat sürmüş, dolu dolu yaşamanın hakkını vermiş bir kişilik…
ELİF NAZLI DURAN
Cevat Şakir’den Aliye Berger’e, Nejat Devrim’den Şirin Devrim’e, Füreya Koral’dan daha pek çok sanatçıya uzanan sıra dışı bir aile… Dünyanın en önemli başkentlerinde geçen renkli bir yaşam ve tüm bu deneyimlerin tuvallere yansıyan coşkusu… Fahrelnissa Zeid, Türkiye’de modern sanatın öncülerinden ve en önemli ressamlarından biri olarak kabul ediliyor. Büyük olasılıkla siz de onun hakkında çok şey okudunuz, dinlediniz; eserlerinin karşısında hayranlık duydunuz. Peki, şimdi onun bilinmeyen birkaç yönünü keşfetmeye ve kişisel albümünden çıkan bu özel karelerin izinde kısa bir yolculuğa çıkmaya ne dersiniz?
Şakir Paşa ailesi ve ünlü fertleri

Siyasetçi, asker ve tarihçi Kabaağaçlızade Mehmed Şakir Paşa ve Giritli Sare Hanım’ın kızları Fahrelnissa, 1901 yılında, Büyükada’daki o meşhur köşkte dünyaya geldi. Birçok sanatçının yetiştiği şanslı bir ortama doğdu; kardeşleri Halikarnas Balıkçısı olarak bilinen yazar Cevat Şakir Kabaağaçlı ile ressam Aliye Berger idi. Oğlu Nejad Devrim yine kendisi gibi ressam olurken kızı Şirin Devrim tiyatro oyunculuğunu seçti. Seramik sanatçısı Füreya Koral ve ressam Cem Kabaağaçlı da yeğenleriydi. (Elif Nazlı Duran)
14 yaşında resme başlayan Fahrelnissa, Sanay-i Nefise’nin de ilk kadın öğrencilerinden birisi olacaktı. 1920 yılında, henüz 19 yaşındayken yazar Melih Devrim ile evlenen Fahrelnissa, bu evlilik sayesinde pek çok Avrupa kentine seyahat etti, yazar ve ressamlarla tanıştı. Resim öğrenimine de Paris’te Ranson Akademisi’nde devam etti. İki çocuğu oldu (ressam Nejat Devrim ve tiyatro oyuncusu Şirin Devrim) ancak evliliği uzun sürmedi. Ona Zeid soyadını veren ikinci evliliğini ise Irak Kralı 1. Faysal’ın kardeşi Emir Zeid ile yaptı ve diplomat olan eşinin görevi nedeniyle resim kariyerini Avrupa’nın çeşitli kentlerinde sürdürdü, yine pek çok kentte onlarca sergi açtı.
Fahrelnissa Zeid, 1970 yılında Amman’a yerleşti, kendi adıyla bir sanat enstitüsü de açtığı kentte 1991 yılında hayatını kaybedene kadar yaşadı. (1910 yılında çekilen bu fotoğrafta, altta en solda oturan çocuk Fahrelnissa’dır.)
20. yüzyılın en önemli kadın sanatçılarından…

“Resim yaparken kendimi tüm canlı varlıklarla bütünleşmiş hissediyorum. Kendimi kaybediyorum ve insanüstü yaratıcı bir sürece giriyorum.” diyen Fahrelnissa Zeid’in eserleri dünyanın pek çok ünlü müzesinde kendisine yer buldu ve sanatçı, Tate Modern Sanat Müzesi tarafından “20. yüzyılın en önemli kadın sanatçılarından birisi” olarak tanımlandı.
Siyah çizgilerin sırrı
Fahrelnissa Zeid’in soyut tabloları incelendiğinde, renklerin birbirinden kesin siyah kontürlerle ayrıldığını fark edersiniz. Peki bunun önemli bir sebebi olduğunu biliyor muydunuz?
İşte ressamın o gizemli siyah çizgilere dair yaptığı açıklama:
“Sanatçının yaşamı, anıları sanatını oluşturur, hatta değiştirir. Soyut resim yapmamın birkaç nedeni oldu. 1938’de Bağdat’a ilk gidişimde kaldığım sarayımsı evin penceresinden sabahın erken saatlerinde, başlarında taşıdıkları yoğurt kaseleriyle pazara giden kadınların çok hızlı geçişlerini gördüm. Çocukluğumda da pencereden baktığımda insanları kafesin arkasından görürdüm. Daha doğrusu gördüklerim kişiler değil, onların renkleriydi. Bu yüzden resimlerimde renkleri siyah çizgilerle böldüm.”
Evinde sergi açmıştı
Fahrelnissa Zeid, ilk kişisel sergisini Maçka’daki Ralli Apartmanı’nda bulunan dairesinde açmıştı. Evin 4 odasını boşaltıp, 180 tane resmini burada sergiledi. Sergi tahmin etmediği kadar ilgi görmüştü.
Yahşi Baraz’dan sanat dünyasına armağan: Zeid’in kitabı

Dört yıllık bir araştırma ve hazırlık sürecinin ardından hayata geçen “Fahrelnissa Zeid: Fırtınaya Doğru” isimli kitabın yazarı Yahşi Baraz, editörü ise sanat tarihçisi Dr. Özlem İnay Erten ve Oğuz Erten. Kitap, Zeid ailesinin katkılarıyla hazırlandı.
Google’da “Doodle” oldu
7 Ocak 2019 günü arama motoru Google’a girenler bir sürprizle karşılaştılar ve yukarıda hikâyesinden bahsettiğimiz meşhur Cehennemim’i bir Doodle’a dönüşmüş gördüler. Evet, Google Fahrelnissa Zeid’in 118. doğum gününü unutmamış ve onu bu şekilde anmak istemişti.
Kraliçe Elizabeth ile buluşma

Fahrelnissa Zeid, tam bir dünya sanatçısıydı. Avrupa’nın ünlü başkentlerinde pek çok sergi açtı. İşte bunlardan birisi de 1948 yılında Londra St. Georges Gallery’de açtığı sergi oldu ve Kraliçe Elizabeth tarafından da ziyaret edildi. Ve bu sergi iki ismi buluşturan son sergi olmayacaktı. Çok uzun yıllar sonra Kraliçe, İstanbul ziyareti sırasında İstanbul Modern’e gelecek, Cehennem tablosu önünde uzun vakit geçirecek ve ona armağan edilen Fahrelnissa Zeid desenleriyle bezeli eşarbı memnuniyetle kabul edecekti.

Cehennemim tablosunun öyküsü

Cehennemim’e eşi Zeid’in kanser hastası yeğeninin ölümü üzerine başlamış ve “zihnimin kıyaslanamaz derinliklerinde kaybolmuş, kendimi sefil hissetmeye başlamıştım.” diye yazmış günlüğüne.
Birdenbire, tuval üzerinde bir sinek belirir ve gezinmeye başlar. Fahrelnissa bunu şöyle açıklamış: “Sineğin gölgesi tuvale doğru geliyordu. Çantamdan küçük bir kurşun kalem aldım ve sineğin peşinden deli gibi hareket ettirmeye başladım, bir uçtan diğerine koşuyordum, bu mücadeleyi takip etmek korkunçtu, beni tuvalin bir köşesinden diğerine sürüklüyordu. Altı buçuk metre. Sonra kendime gülmeye başladım.”
Rekor kıran atomlar

Fahrelnissa Zeid’in ünlü eseri, Break of the Atom and Vegetal Life (Atomun ve Nebati Hayatın Parçalanışı) ile, İslam Hat Sanatı’nın estetiğini Sufizmin mistik karakterleri ile buluşturmuştu. Üstelik bunları aynı zamanda Paris’te yaşadığı dönemlerde etkilendiği Bizans ve Batı sanatının estetiği ile de harmanlamıştı.
Yine resimlerinde bulunan geometrik şekil ve yazılar vardı. Bu, tasavvufi, kendini yineleyen, geometri ve çizgiye dayalı Doğu gizemciliğinin bir uzantısı olarak değerlendiriliyordu.
İşte bu 1962 tarihli eser yapılışından yıllar sonra Christie’s Müzayede Evi’nde tam 2,7 milyon dolara satılacak ve Ortadoğu’dan çıkan, gelmiş geçmiş en pahalı eserlerden biri olarak tarihe geçecekti.
Fahrelnissa Zeid, eşi Prens Zeid’in ölümünden sonra Amman’a yerleşir ve bir daha asla resim yapmamaya karar verir. Fakat bu kararı Endless Thoughts isimli eseriyle bozar. Sanatçı, eşinin ölümünden duyduğu derin acı nedeniyle, uzun bir aradan sonra yaptığı bu ilk resme Sonsuz Düşünceler adını verir, “neden portre?” sorusunu ise şöyle yanıtlar: “Eşim Zeid’imi yitirdikten sonra kendimi bir uçurumun başında buldum. Boşluğa yuvarlanmamak için, bomboş atölyemde bana bir mevcudiyet gerektiğine inandım. Ve Zeid’in portresini yapmaya başladım. Artık atölyemde yalnız neydik, portre ve ben birbirimizi bulmuştuk.” Ana akım sanat çevrelerinin değerini biraz geç anladığı, bu ressamı keşfedin, size hiç yabancı olmadığını göreceksiniz.

